Geçmişi yarım asıra dayanan bir macera inovasyonun ölçümü. Tarihin en büyük mucitleri sadece ünleri ile konuştular. Kökten icatların azalmaya yüz tuttuğu bugünün firmaları ise artık “inovatif” değerleri ile ölçülüyorlar.

“İnovasyon” ya da “icat çıkarmak” insanlığın tarihi kadar eski. Peki* *ülkeler ve firmalar bazında inovasyonu ne kadar ölçebiliyoruz?

İnovasyon ölçümünün kökleri yaklaşık 50 yıl önceye kadar dayanıyor (1). O gün bugündür nesnel bir ölçümün yapılması üzerine düzinelerce makale yazılmış, akademisyenlerce yöntemler belirlenmiş.

OECD, BM, IMF gibi kurumlar ülkelerin inovatif değerlerini belirlerken, Thomson Reuters, Boston Consulting Group vb. pek çok saygın kuruluş, firmalara ait inovasyon endekslerini yayınlıyor, küresel firmaları değerlendiriyor, yine küresel yatırımcılar bu endekslere göre karar alma süreçlerini yönetebiliyorlar.

Üretimin dolayısı ile Büyümenin anahtarı inovasyon. Bu nedenle en hızlı büyüyen ya da en büyük ekonomilerin yine inovasyon ölçütleri en yüksek ülkeler olduklarını görmek de şaşırtıcı olmuyor. Örneğin Amerika’da yeni yapılan bir çalışma (2) tarihsel olarak en inovasyonun Altın Çağı olarak nitelenen 19.yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında -ki Edison’ların, Tesla’ların, Bell’lerin dönemi- alınan patentler ile ülkenin büyümesindeki ilişkiyi tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.

innovation-gdp-hbr.png
Patent – Milli Gelir ilişkisi (Amerikan eyaletleri bazında) -HBR(2)

Adı geçen dönemde bireylerin kurumları dışında geliştirdikleri ürünleri ana inovasyon motorunu oluştururken, 2000’lere gelindiğinde artık patentlerin %80’inin sahibi olarak kurumlar öne çıkıyor. Tabii bu noktada esenkliğini kaybetmiş pek çok dev yapının inovatif küçük şirketleri bünyelerine alarak yollarına devam ettiklerini görüyoruz.

HBR’da yayınlanan aynı araştırmanın bir diğer sonucu ise, Altın Çağ’daki en inovatif eyaletlerin aynı zamanda en yoğun nüfusun olduğu bölgeler olduğunu ortaya çıkartıyor. Yani etkileşim ve sermaye piyasalarının gücü inovasyonu tetikleyen önemli unsurlar.

Bunların yanında, özellikle muhafazakarlık ve aşırı dindarlığın yoğun olduğu eyaletler, köleliğin yasal olduğu diğer eyaletlerle beraber inovasyon sıralamasında sonunculuğu paylaşıyorlar. Muhafazakarlık ve tutuculuk arttıkça inovasyon düşmekle kalmıyor, bölgeler fakirleşiyorlar da.

Bireylere bakıldığında daha yüksek “mucit”lerin, çevresi geniş ve görece varlıklı ailelerin çocuklarından çıktıkları görülüyor. Bugün de olduğu gibi çevresi dar, geçim derdi ile uğraşan insanların yaratıcılıkları da sınırılı imiş Altın Çağ’da da.

Yukarıda sıralanan nedenlerle, inovasyon ölçümleri de kişisel, kurumsal ve ülkesel tabanda yapılabiliyor. Ülkesel çalışmalar çıktılara (patent, makale, atıf, satış miktarı vb), kişiseller de karaktere odaklanıyor. Kurumsal ölçümler ise homojen olmayıp, potansiyel, kültürel ve çıktısal parametreleri inceliyor. Modern zamanlarda inovasyon ölçümlerinin değeri de ele alabildikleri farklı faktörlerin değerlerine göre değişebiliyor. İnovasyonun nasıl ölçüleceği ise ayrı yazıların konusu; şimdilik bu kadarı ile yetinelim.

Ender Şenkaya

(1) Robertson TS. The process of innovation and the diffusion of innovation.
Journal of Marketing 1967
(2) When America Was Most Innovative, and Why – Ufuk Akcigit, John Grigsby, Tom Nicholas, 2017, Harvard Business Review

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s