Komplo Teorilerine İnanmanın Dayanılmaz Çekiciliği

İnsanlığın geçmişi kuşkusuz sayısız komplo teorileri ile örülmüş hatta biraz ileri gidersek belki de şekillendirilmiştir. Nasıl bir Laz fıkrasında olduğu gibi iyi bir romanın, gizem, soyluluk (sınıf ayrımı), din ve cinsellik gibi ‘sos’ları olmazsa olmazsa, komplo teorilerinin de benzer sosları vardır ve bunların farkına varmak bizi hangi fikirlere karşı mesafeli olmamız gerektiği konusunda uyarıcı olabilir.

İnsan beyni -her ne kadar tersini düşünmek istesek de- somut verilerin değil de görünmez ve bilinmezin gücünü kabul etmek üzere evrilmiştir. Bugün milyarlarca insan şu veya bu inanç sistemini doğuştan kabul etmek üzere yetiştirilmekte ve ileri yaşlarda bunları sorgulamayı da reddetmektedir. Soyut kavramlara inanç farklı özellikte birçok bireyi aynı çatı altında toplayabilmekte ve kendilerini karşısında güçsüz gördükleri doğa/yapay olaylar karşısında güçlü hissetmelerini, hayata tutunmalarını ve olmuyorsa da kabullenmelerini sağlamaktadır. Öleceğinin farkında olarak yaşamaya devam eden bilinen tek canlı insandır ve bu travma ile mücadele etmek en azından Gılgamış’ın Enkidu’yu sonsuza dek kaybettiğini anladığı ‘kayda geçmiş’ ilk isyan anından itibaren bilindiği üzere hiç de kolay değildir.

Gılgamış’ın isyanı: Ölünce Enkidu gibi olmayacak mıyım?Karnıma acı girdi; ölüm korkusuyla bozkırda başıboş dolaşıp durmaktayım. (1)

Günümüzün modern komplo teorileri insanın kendisini karşılarında en savunmasız hissettiği deprem, pandemi ya da çok ileri teknoloji ile karşılaştığı anlarda yaşayacağı travmayı içselleştirmesi gerektiğinde ortaya çıkarlar ve alıcıları çok olur. Modern komplo teorileri üzerindeki ilk kitlesel farkındalıkların da -her ne kadar tam tersi amaçlanmış olsa da- Richard Donner’in Komplo Teorisi filmiyle (Mel Gibson, Julia Roberts) ortaya çıktığını ifade etmekte fayda var. Bu yönüyle, aynı filmde olduğu gibi, komplo teorileri asıl itibari ile psikolojinin alanına girmektedir. Bigthink.com’da 17 Haziran 2018 tarihli yazısında(2) Paul Ratner’ın da belirttiği gibi ‘çoğumuz komplo teorilerine bayılırız, Amerikalıların da en az yarısı en azından bir kez üretilen komplo teorilerine inanmıştır.’ Ratner bu soruna yanıt ararken Uygulamalı Kavramsal Psikoloji alanında son dönemde yapılan bir araştırmaya atıfla, komplo teorilerine meyilli olmamızın ardında beynimizin olasılıkları algılama şeklinin olduğunu söylüyor. Atıf yapılan araştırma Marko Kovic ve Tobias Füchslin’in ‘Probability and conspiratorial thinking – Olasılık ve komplosal düşünme’ adlı 2017 yılına ait makalesi(3). Yazarlar bu makalede geliştirdikleri hipotezle ‘komplo teorilerine inanan sayısının, teorinin gerçekleşme olasılığı düştükçe yükseldiğini’ iddia etmekteler. Yani ne kadar olağanüstü bir teori ile karşılaşırsak buna inananların sayısı da o derece artmakta.

Girişte bahsettiğimiz Laz fıkrasındaki ‘iyi roman’ tanımı doğru mudur bilemeyiz ama en azından en iyi romanların kişiye kendisini zeki hissettiren yapıtlar olduğu da bilinen bir olgu. Bu nedenle de en çok satanlar listesinin başını yıllarca polisiyelerin ve casus hikayelerinin çekmesi şaşırtıcı sayılmaz. Aynı şekilde en güçlü komplo teorilerinin de, kişinin kendisini diğerlerden (sürüden) ayrı ve daha zeki hissettirecek şekilde yapılandırılanlar olduğunu söylemek çok iddialı olmaz. Bu hali ile insanın diğerlerinden kendini ayrıştırmaya hizmet eden komplo teorileri, toplum ile birleştirmeye yönelten inanç sistemlerinden ayrılsalar da, bir gruba meyilli olanların diğerine de meyilli olacakları söylenebilir; zira amaçları farklı olsa da, soyut öğeler her zaman olgusal ve somut öğelerin önüne geçme eğilimindedirler. 

Peki bir komplo teorisini ortaya çıkarmanın yöntemleri neler? Bazı ünlü komplo teorilerinen hareketle bu yöntemleri sıralayalım:

1. Teori Yanlışlanabiliyor mu?

Komplo teorilerinin hemen tamamı, yanlışlanması ya çok zor ya da imkansız olan argümanlar içerirler. Örneğin Cornavirüs’ün bir laboratuvarda yaratıldığı teorisi. İnsanlık henüz tek hücreli bir canlı ‘yaratmış’ olmasa da virüsün insan yapısı olduğu iddia edilebilir. Bunu güçlendirmek için bazı mevcut virüslerin DNA’ları ile oynanabildiği leri sürülerek teorinin zayıf yönü güçlendirilir. Böyle bir argümanı çürütmek gerçekten çok zordur. Oysa tarih boyu insanlığın karşılaştığı en büyük salgınların tamamı (grip, çiçek, veba vb) hayvanlarla yakın ilişkiye geçtikten sonra ortaya çıkmıştır. Bu salgının da hayvan kaynaklı olduğunun reddedilmesinin hiçbir somut veriye dayalı nedeni gösterilememiştir.

2. Teorinin olasılığı çok düşük mü?

Yukarıda bahsettiğimiz çalışmada da ileri sürüldüğü gibi bir komplo teorisi ne kadar olasılık dışıysa inananı o kadar çok artmaktadır. Örneğin depremlerin Amerika’nın Alaska bölgesindeki gizli Haarp deneyi üssündeki elektromanyetik çalışmalarca tetiklendiği gibi bir teori. Hem yanlışlanması çok zordur hem de böyle bir silahın yapılma olasılığı bugün için sıfıra yakındır. Thales’ten itibaren insanlık levha tektoniğinden haberdar olsa da, ‘şeytan’ın elinde böyle bir silahın olduğuna inanmak depremlere karşı tedbir almaktan hem daha ucuz hem de daha kolaydır.

3. Teori gizem içeriyor mu?

Her komplo teorisinin olmazsa olmazı Laz fıkrasındaki roman gibi gizem/mistizim unsurudur. Gizem ilk maddedede verdiğimiz ‘yanlışlanamazlık’ özelliğini güçlendirmek için de gereklidir. Çok gizli ve genellikle uzak ve ulaşılmaz laboratuvarlarda üretilen virüslerin, yeraltı tesislerindeki gizli elektromanyetik silahların, ya da dağların içindeki gizli tesilerde tutulan uzaylıların olduğu iddia edilen teorilerin tek gücü içerikleri gizemdir.

4. Teori kendinizi daha zeki hissetmenizi sağlıyor mu?

Teoride başkalarının göremediği detayları gördüğünüzü farkettiniz mi? Kendiniz, bunun daha ilerisinin de olabileceği konusunda bir kanıya kapıldınız mı? Değiştirmeye gücünüz yetmeyen olgulara rasyonel bir açıklama mı gördünüz? Tuzağa düşmüş olabilirsiniz. Teorinin müşterisi olmaya adaysınızdır.

Yukarıdaki sorulara verilecek yanıtlar, önünüze gelen bir argümanın ne kadar komplo teorisine yaklaştığını göstermede yol gösterici olabilir. Yine filmimize dönersek her komplo teorisinin de durmuş saatler gibi günde iki kez doğru saati gösterme olasılığının olduğunu da unutmayalım. Şüphecilik gerçeğe ulaşmada en etkili yol olsa da kararını da kaçırmamak gerekli.

Ender Şenkaya

Eylül 2020

Kaynaklar:

(1) Samuel Henry Hooke, Ortadoğu Mitolojisi (Middle Eastern Mythology 1963), İmge Kitabevi, Ankara 1991, Çev: Alaeddin Şenel

(2) https://bigthink.com/paul-ratner/why-your-brain-loves-conspiracy-theories

(3) Marko Kovic ve Tobias Füchslin’in ‘Probability and conspiratorial thinking, Zurich, Switzerland, 2017

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s